Harput TV Ana Sayfası

TÜRKİYE’NİN ÖZET HİKAYESİ

Nevzat Ülger

TÜRKİYE’NİN ÖZET HİKAYESİ

Hiç mübalağa etmeden rahatlıkla söylüyorum; miladi 622 ile miladi 1699 yılları arasında yaklaşık 1350 yıl dünya hakimiyeti Müslümanların elinde oldu. Bu hakimiyet Karlofça Antlaşmasından sonra Batı’nın eline geçti.

Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra Batı, İstanbul üzerinden sağladığı ipek ve baharat ticareti vesilesiyle Osmanlı’ya ödediği vergileri vermemek için coğrafi keşiflere başladı. Devlet desteği ile yapılan bu keşifler sonucunda Batı’nın ticaret yolları kuzeye kaydırıldı. Osmanlı bu değişikliği aşmak için de “kapitülasyon” denilen ödünleri vererek ticari hayatı yine elinde tutuyordu.

1683 yılında başlatılan Viyana kuşatması, Mustafa Paşa’nın inadı ve hassasiyeti yüzünden kaybedilince, Batı ilk defa Osmanlı’ya karşı üstünlük sağladı. Unutulmasın ki Osmanlı 1300-1699 yılları arasında batıya hiç yenilmemiş bir devlettir. Arkasından da coğrafi keşiflerden dolayı Amerika ve Afrika’dan Batı’ya altın ve gümüş yığınları akmaya başlayınca, Batı bu durumu iyi kullanarak 1735 yılındaki Buharlı makinenin buluşundaki rüzgarı da arkasına alarak sanayileşmeyi gerçekleştirdi.

Özellikle Batı’nın1803 tarihinden sonra Osmanlı üzerinde kurduğu baskı ve özendirme sonucunda da, Osmanlı Sarayı en fazla içine düştüğü sıkıntıları atlatmak derdiyle “Batı Medeniyeti” algısına evet dedi. Bu tarihten sonra 1970 yılına kadar artık modernleşme ve merkezileşme projesine uygun olarak basit, sınırlı, yetersiz, gevşek, herkesçe anlaşılabilir, tek tip bir idrak, kültür ve hayat tarzının peşine düşüldü.

1970 yılından sonra Türkiye’de ortaya çıkan siyasi İslamcılık sonrasında Batılı değerler sorgulanmaya başladı. Bu hareket 1983 yılından itibaren meyve vermeye başladı ve bu ülkenin insanına “ilmin, siyasetin ve paranın” elde etme yolları açıldı. 1997 yılında zamanın hükümetinin uygulamaya koyduğu “havuz sistemi” İstanbul dukalığını ve özellikle rantiye sınıfını rahatsız etti. Batı yine devreye girerek Türkiye’deki fikri ve mali distirübutörlerine (bayilerine) ülkeyi talan ettirdi.  Ne eğitim sistemi kaldı, ne hukuk, ne mali denetim,  ne de insan hakları.

Bu sıkıntılı durum dört-beş yıl sürdü. Arkasından halk adeta “Batıya reddiye” anlamına gelecek bir harekette bulunarak 1970’lerde filizlenen kadrolara tekrar iktidar ve ülkeyi yönetme hakkı tanıdı. Batı bu hareketi hazmedemedi ve belli aralıklarla darbe girişimlerine öncülük etti. Ancak bu ülkenin insanları artık kuru patırtıya pabuç bırakmayacak kadar devleti tanımış ve onun korunmasının memleketi ve ülke insanını korumak olduğunu anlamıştı.   

1803 yılında başlayan Türkiye’deki Batı hayranlığı, ülkedeki aydın denilen insanların din etrafındaki “aydınlanmacı ve pozitivizm” şablonlu ikircikli halleri halkta hiçbir zaman karşılık bulmamıştır. Ne Tanzimat ne de daha sonrası kendine yeterince halk desteği sağlayamamıştır. Batı kültürünün taşıyıcıları hiçbir zaman halk olmamıştır.

Bu gün anlaşılan kalkınma ve sanayileşme hareketi Batı’da oluşan bir vetiredir. Bu vetirenin en önemli ayakları olan spekülatif işlemler, sömürgecilik, ihtiras derecesindeki ferdi çıkar duygusu ve kaynak israfı Müslümanların kabul edeceği şeyler değildir. Evet, toplum insan odaklı bir kalkınmayı gerçekleştirmelidir ve Türkiye’nin beşeri sermayesi de buna yeterlidir. Yönetim yerli olduğu sürece bu ülke motor da, savunma sanayisini de, yüksek teknolojisini de üretebilir.

Müslüman yönetici “Sosyal Refah Devleti”ni hedefler. Çünkü herkes insanca yaşama hakkına sahiptir. Hakim anlayış kanun hakimiyeti değil, evrensel hukuk olmalıdır. Müslümanlara düşen görev her alanda İslam’dan kaynaklanan politikalar üretmektir.

DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Köşe Yazarları

Elazığ'da Hava

Foto Galeri

  • Hizmette 2. Yıl
  • Yeni Bosna Hersek Bulvarı

Video Galeri

  • TUZLASPOR-ELAZIĞSPOR MAÇIN ÖZETİ
  • ELAZIĞSPOR-MANİSASPOR MAÇ ÖZETİ
  • Elazığspor Şanlıurfaspor Maçı Özeti

Reka Medya | Radio Kent | Biyodez Temizlik

www.harputtv.com.tr © 2015 - Tüm Hakları Saklıdır. Harput TV - Elazığ'ın Yeni Ekranı

Tasarım-Yazılım: Medya İnternet