Harput TV Ana Sayfası

FELSEFE Mİ-DÜŞÜNCE Mİ?

Nevzat Ülger

FELSEFE Mİ-DÜŞÜNCE Mİ?

İlimizde “İzzetpaşa (Camii)Vakfı” adına yayımlanan üç aylık “Bizim Külliye” dergisi, Eylül-Ekim-Kasım dönemine ait sayısı “Şehir ve Kitap” konu başlığı ile okurlarıyla buluştu.

Derginin bu sayısı şiirler dışında ağırlıklı olarak; kitap, şehir, medeniyet ve felsefe konularına ayrılmış. Derginin bu sayısında ayrıca ilimizde son üç aylık dönemde yayımlanan kitap isimleri ile son yayımlanan kitapların da tanıtımlarını bulabilirsiniz.

Dergide yazısı bulunan Vefa Taşdelen’e ait “Kitap ve Hikmet” isimli makalede, hem İslam dünyasından hem de Batı dünyasından düşünce adamlarının söyledikleri ile sayın yazarın kendi söylediklerini bir arada okumak mümkün. Yazı; hikmet, irfan ve felsefe üzerine bina edilmiş ve dikkat çekici bölümleri var.

Konu hikmet, irfan ve felsefe olması dolayısıyla aklıma Sayın Ali Bulaç’ın “İslam Düşüncesinde Din/Felsefe, Vahy/Akıl İlişkisi” isimli eseri geldi. Kitabın muhteviyatı üzerinden konuyu biraz daha kristalize etmek gerekir diye düşünüyorum.

Öncelikle Müslüman insanın çalışarak ortaya koyduğu çabaya/ üretime “felsefe” değil, “düşünce” denir. Sayın V.Taşdelen de, ”İnsan bilgisi, denebilirse, semavi bilgi ile sentezlenmiştir. Hikmet bu aşılı bilginin ifadesidir” diyor. (Sentezin zıtlar arasında yapılacağını unutmamak gerekir.)

A.Bulaç “İslam felsefesi” ifadesi yanlış bir ifade, “İslam düşüncesi” ifadesi doğru bir adlandırmadır diyor. Yani İslam düşüncesinin referans çerçevesi vahiy olduğu için, kitap ve sünnete ters düşmeyecek her düşünce makbuldür. Zaten hakikat müminin yitiği olduğundan, mümin onu nerede bulursa alır ilkesi de buna işaret ediyor zannederim. Kaldı ki, vahyi bilgiye ve hadise aykırı olmamak kaydı ile her insanın ayrı ayrı düşünmesi gayet normal bir durum ve dahası toplumun dinamizmi açısından gereklidir de. Tabi bu –nasıl olursa olsun- yeter ki beşeri olan insanın düşüncesi olsun demek değildir. Buradan anlaşılması gereken kişinin vahye ve sünnete uygun olan düşüncesi, yani “Müslüman’ın Düşüncesi”dir.

Bilginin ilk türü “indirilmiş bilgi”, yani vahiy her Müslüman’ın kök bilgisini teşkil eder. Müslüman kendisiyle, diğer insanlarla, yeryüzü ile gökyüzü ile kısaca kainatla girdiği enteraktif ilişki sonucunda da “öğrenilmiş bilgi”ye kavuşur. Bu bilgiye de kullanılma durumuna göre bazen “hikmet”, bazen de “irfan” diyoruz. Ayrıca Müslümanlar, ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarının seviyesine göre başka bilgi ve düşünce havzalarıyla da irtibat kurabilirler. Hatta kurulacak irtibatın nasıl olacağına ilişkin birtakım usul ve prensipler de geliştirmişlerdir. Geliştirilen bu usul ve prensipler de esasen sorun çözebilecek kabiliyette ve yeterliliktedir.

Denilecektir ki şu zamanda İslam dünyasında çözüm bekleyen yığınla sorun var ve Müslümanlar sıkıntı içerisindeler. Peki, bu sorunlar neden çözülemiyor? İşin bam teli de tam burası işte.

Burada bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum: Bu gün İslam dünyasındaki sorunların büyük bir bölümü kendi iç dinamiklerinden değil, Müslüman dünyasının ilerlemesini istemeyen “modernist” dünyanın ürettiği meselelerdir. Bu problemler Osmanlı Devleti’nin saf dışı bırakılması maksadıyla 1803 yılından beri Müslümanlar üzerinde uygulanan bir planın parçasıdır. Buna rağmen yine de çözüm üretmek durumundadır İslam dünyası ve toparlanmaya başlamıştır.

İslam dünyasında tabiat ilimleri, dil, sanat, edebiyat, mimari vb. alanlar için de esas maksadı “Tevhid İnancı”nı tesis olmak kaydıyla irfanı yüksek bir bilgilenme ve düşünce ortaya koymak da hep teşvik görmüştür. Bu alanlarda ortaya konulan eserler de bu teşvik işinin sonuç verdiğini kanıtlar. İşte Fuzuli, işte Sinan, işte Gazali, işte İbn-i Sina, işte Akif vd. olan insanlar. Hepside birer yıldızdırlar.

Sonuçta İslam dünyası ve Müslümanlar hangi konuda gelişmek, derinleşmek istiyorlarsa, o konuda modernizmin ayartmalarının farkında olarak krizleri iyi tanımalı, çözüm ve eser üretirken, İslam dünyasındaki fikri, politik, sosyal ve iktisadi sorunlara ona göre çözüm üretmelidir. Teşhis doğru konursa tedavi de doğru uygulanabilir.

Unutulmasın ki, kenarın dilberi ne kadar nazik olursa olsun, nazenin olamaz.

DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Köşe Yazarları

Elazığ'da Hava

Foto Galeri

  • Hizmette 2. Yıl
  • Yeni Bosna Hersek Bulvarı

Video Galeri

  • TUZLASPOR-ELAZIĞSPOR MAÇIN ÖZETİ
  • ELAZIĞSPOR-MANİSASPOR MAÇ ÖZETİ
  • Elazığspor Şanlıurfaspor Maçı Özeti

Reka Medya | Radio Kent | Biyodez Temizlik

www.harputtv.com.tr © 2015 - Tüm Hakları Saklıdır. Harput TV - Elazığ'ın Yeni Ekranı

Tasarım-Yazılım: Medya İnternet