ERBAKAN’IN DAVASINI ANLAMAK


Vefatının üzerinden tam on yıl geçti. 2011 yılı Şubat ayının 27’sinde bir Pazar günü haber almıştık ahirete irtihalini ve çok üzülmüştük. Ömrü çok büyük mücadelelerle geçmiş, hedefine ulaşmak için önüne çıkan her engeli bir şekilde aşmasını bilmiş, hayatında Yüce Rabbinden başka hiçbir şeyden korkmamış ve kuvvetli imanıyla dünyaya meydana okumuş O eşsiz insan her fani gibi eceline yenilerek en büyük dostu ve refiki olan Rabbine dönmüştü o gün. O’nu hayatında anlamayanların bir kısmı vefatı nedeniyle yapılan tanıtım haberlerini izleyerek anlayabilmişlerdi. Ve yine O’nu anlamayanların diğer bir kısmı da Türkiye’nin içte ve dışta yaşadığı vahim olaylar ile İslam ülkelerinde çıkartılan kaoslardan sonra anlayabilmiş, O’na hak vermişlerdi. Ancak O’nu anlamakta en çok güçlük çekenler ve hala daha tam olarak anlamamış olanlar, Onunla birlikte geçmişte siyasette yer alan bazı yol arkadaşları olmuştu malesef. Peki, Erbakan’ı anlamak için lazım olan neydi? Elbette Erbakan’ı anlamak için Erbakan’ın davasını anlamak lazımdı ki, Erbakan anlaşılsın, yoksa Erbakan anlaşılamazdı. Erbakan’ın davasını çok iyi araştırmış olan düşmanları onun ne yapmak istediğini çok iyi anladıklarından defalarca önünü kesmişler, onu karalamak ve gözden düşürmek için bin bir hile ve desiseye başvurmuşlardı.

Erbakan’ın davasını anlamak, anlayabilmek veya kavramak, ya da hissedebilmek (şuurunda olmak) bazıları için çok kolay olsa da bazıları için ise bir nasip meselesi olarak tabi ki çok zordu. Erbakan Hoca’nın gençlik yıllarında İstanbul’da almış olduğu tasavvuf eğitimi O’nun ihlâslı ve şuurlu bir Müslüman olmasında çok etkili olmuştu. O dönemin Allah dostları ondaki cevheri görerek hassas bir mücevherci gibi o cevheri itina ile işlemiş,  ona mükemmel bir şekil vermişlerdi. Hacı Hasib Efendi, Abdülaziz Bekkine ve Mehmet Zahid Kotku gibi mürşidler Erbakan Hoca’nın ruh dünyasını o kadar mükemmel inşa etmişlerdi ki, Cenabı Allah’ın dilemesiyle artık O,  çok kuvvetli bir iman, çelikten bir irade, sarsılmaz bir azim,  selim bir akıl, her türlü takdirin üzerinde bir sabır, tevekkül ve cesaret ve aynı zamanda gıpta edilecek bir şefkat, merhamet ve nezaket abidesi olmuştu. Her zaman tekrar ettiğimiz, “İman varsa imkân da vardır” sözünü işte bu inanç ve duyguyla söylemişti. İnancın, inanmanın ve topluca ifade edecek olursak imanın en büyük güç ve kaynak olduğunu ifade etmek için: “Bir milletin asıl gücü topu, tüfeği, tankı ve parası değil,  bir milletin asıl gücü o milletin inançlı ve imanlı evlatlarıdır.” Diye özetlemişti. Erbakan Hocamızın bu iddiasında ne kadar haklı olduğunu son yıllarda şahit olduğumuz bazı siyasi hareketlerin geldikleri tükenme noktasını görerek daha iyi anlıyoruz.

Kur’an ve sünneti çok iyi bir şekilde kalbine ve beynine nakşetmiş olan Erbakan Hoca, bu iki eksenin çizgisinde hareket ederek bunlardan sapmamaya çok dikkat etmiştir. Allahü Teâlâ’ya olan imanı, Kur’an’a olan bağlılığı ve Hazreti Peygamber (S.A.V.)’e olan muhabbetiyle İslam’ı en güzel şekilde yaşamanın ve uygulamanın gayreti içerisinde olmuştur. Ülkemizin ve İslam âleminin içinde bulunduğu sıkıntıların ana nedenlerini çok iyi tahlil etmiş olan Erbakan Hoca, bizleri bu duruma sürükleyen esas düşmanları çok iyi tanımış ve bizlere de tanıtmıştır. Şu anda bütün dünyanın, Korona salgını da dâhil yaşadığı her türlü olumsuzluğun arkasında “Irkçı Küresel Empeyalizm” diye ifade ettiği Siyonizm’in olduğunu defaatle söylemiş ve bunu da isbat etmiştir. Kendisine hitaben: “Hocam, sen her taşın altında Yahudileri gösteriyorsun” diyenlere, “Hayır ben her taşın altında Yahudi’nin olduğunu söylemiyorum, ancak Yahudilerin hiçbir taşın altını boş bırakmadığını çok iyi biliyorum” diyerek cevap vermiştir. Çünkü Yüce Rabbimizin tüm insanlığa hidayet rehberi olarak gönderdiği Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerim, Yahudi ve Hıristiyanları bize çok iyi tanıtmış ve onların asla Müslümanlara dost olamayacağını, onların birbirinin dostları olduklarını ve onların veli (dost) edinenlerin onlardan olacağını buyurmuştur: “ Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Maide Suresi,51.Ayet) Bu şuurla hareket eden Erbakan Hoca hep “Hıristiyan Kulübü”  olarak ifade ettiği Avrupa Birliği’ne karşı olmuş ve buna karşılık İslam Birliğini kurmak için mücadele vermiş ve bu amaçla 1996 yılında Başbakan olur olmaz yedi İslam ülkesini ziyaret ederek D-8 adı verilen İslam Ekonomik Birliğini kurmuştur. Bugün dış politikada geldiğimiz noktada Erbakan Hocanın ne kadar haklı olduğu gün gibi ortadadır.

Erbakan Hoca doktora yapmak amacıyla Almanya’da bulunduğu sıralarda tesadüfen katıldığı bir konferansta Siyonizm’i, amaç ve hedeflerini tanımış ve hayatı boyunca onlarla mücadele etmiştir. Milli sanayinin ne derecede önemli olduğunu bilen Erbakan Hoca’nın 1956 yılında kurduğu Gümüş motor fabrikasının çok mükemmel bir şekilde ürettiği ki, hala daha kullananlar vardır, su motorlarının üretimini durdurmak için Yahudi tüccarlar dışarıdan ithal ettikleri motorları o dönemde yarı fiyatına, çok ucuza satarak fabrikasını kapattırmışlardır. Almanya gibi bir sanayi ve teknoloji devi olan ülkede, motor alanında icat yaparak büyük bir ün kazanan Erbakan Hoca tüm teklif ve ısrarlara rağmen orada kalmak yerine ülkesine dönerek hizmet etmeyi tercih etmiştir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği başkanlığına seçilen Erbakan Hoca dönemin Başbakanı ve Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel tarafından seçimler iptal edilmek suretiyle görevden alınmış ve bir kez daha Masonlar tarafından önü kesilmiştir. Çareyi siyasete girmekte bulan Erbakan Hoca Adalet Partisinden milletvekili adayı olmak istese de yine engelle karşılaşmış ve Konya’dan bağımsız aday olmuştur. Onu milletvekili seçtirmemek için, “bağımsız adayların oy pusulasına mühür basılacak, yok basılmayacak” tarzında seçim hileleri yapılsa da iki milletvekili seçilecek kadar bir oyla meclise gelmiş ve burada hak yoldaki mücadelesine devam etmiştir. “Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir” diyen Erbakan Hoca’nın 1970 yılında kurduğu Milli Nizam Partisi 12 Mart 1971 Askeri muhtırasının akabinde kapatılmıştır. Asla pes edecek biri olmayan O azimli Mücahid 1972yılında Milli Selamet Partisi’ni kurmuş ve bir yıl sonra girdiği seçimlerden üçüncü parti olarak çıkarak 1974yılında CHP ile kurduğu koalisyon hükümetiyle kapatılan İmam Hatip Ortaokullarını yeniden açtırmış ve Kıbrıs Barış Harekâtının yapılmasına vesile olmuştur. İmam Hatip okullarına çok büyük bir önem veren Erbakan Hoca “Önce Ahlak ve Maneviyat” sözünü Milli Görüş Hareketinin düsturu olarak belirlemiştir. Genç kuşaklarla ilgili toplumdan herkesimin serzenişte bulunduğu günümüzde “Önce Ahlak ve Maneviyat” düşüncesinin ne derecede önemli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti peygamber (S.A.V.)’in: “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (Muvatta, Husnü'l Halk, 8; Müsned, 2/381) buyruğunu Erbakan Hocamız çok iyi idrak ederek davasına düstur edinmiştir.

Erbakan Hoca Türkiye’nin sanayi ve teknoloji alanında Avrupa’dan çok gerilerde olduğunu bizzat gözlemleyerek tesbit etmiş ve bizim de sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamız için projeler geliştirmiş ve hamleler gerçekleştirmiştir. “Düşmanın silahıyla silahlanın” ilahi buyruğu gereği 1974 yılındaki Kıbrıs zaferi nedeniyle ülkemize silah ambargosu koyan Amerika’nın kararını fırsata çevirerek başta ASELSAN olmak üzere birçok askeri tesisi kurmuş,  bugün ülkemizin övünç kaynağı olan askeri cihaz ve araçların üretimine öncülük etmiştir. Türkiye’yi askeri alanda başarılara taşıyan İHA ve SİHA gibi hava savunma araçlarının üretimine bilgi ve tecrübesiyle büyük bir katkı sunmuş olan Erbakan Hocamız ta 1970’li yıllarda: “Montaj Değil, Ağır Sanayi”, “Uydu Değil, Lider Türkiye” mefkûresini hayata geçirmek için temeller atmış ve sanayileşmeye öncülük etmiştir.

1996-1997 yıllarındaki bir yıllık iktidarında kurduğu “Havuz Modeli” ile “Faiz Değil, Alın Teri” ilkesini hayata geçirerek devletin kaynaklarını sömüren rantiye kesiminin hortumlarını kesmiştir. Çünkü Erbakan Hoca Yüce Rabbimizin buyurduğu:  “Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, "Alım satım da ancak faiz gibidir" demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir, işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir. Allah faizi tüketir, sadakaları ise arttırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. (Bakara Suresi, 275-276.Ayetler) ilahi emirlerine tam olarak iman etmiş ve faiz sistemiyle mücadele etmiştir.

Büyük Mücahid, Allah Dostu ve Ümmetin Lideri Erbakan Hocamızın davasını, fazilet ve hizmetlerini günlerce anlatsak da bitiremeyiz. Ancak Onu anlamak için şu sözü üzerinde düşünmemiz yeterlidir sanıyorum: “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım.” Evet, Onu anlamaya bu sözü yeter sanıyorum. Makam, şöhret, servet ve iktidar için değil, dünyalık için değil, sırf Allah rızası için, Allah’ın dinini hâkim kılmak için, ahreti kazanmak için çalışabilirsek Onu anlayacağız, yoksa anlamamız çok zor. Rabbim bizlere nefsimizi terbiye etmeyi, Allah rızası için çalışmayı ve Hocamız gibi kendi yolunda cihad ederek ömrümüzü tamamlamayı nasip eylesin. Amin.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
26Tem

Afet ve Felaketler Ne Anlatıyor

21Haz

NE ALA MEMLEKET

13Haz
06Haz

GÜNDEMİ KİMLER BELİRLİYOR

24May