EKONOMİDE YENİ BİR MODELE GEÇİLİRKEN - Habib KARAÇORLU

EKONOMİDE YENİ BİR MODELE GEÇİLİRKEN


Ülkemiz ekonomisindeki son gelişmeler bilinen tüm ezberleri bozarak hemen her gün yeni bir sürpriz veya şok yaşatmaya devam ediyor. Son olarak 16 Aralık’ta Merkez Bankası 100 baz (1 puan) faiz indirimiyle hem döviz kurlarının ateşine hem de ona paralel olarak hızla yükselen enflasyonun ateşine bir varil benzin daha dökmüş oldu. Enflasyonu düşürmek amacıyla indirilen faiz oranlarına finans piyasaları dövizin yükselişiyle anında cevap vermeye devam etmekte. Şahap Kavcıoğlu başkanlığındaki TCMB, 2021 yılında ilk faiz indirimini 23 Eylül’de gerçekleştirmiş ve politika faizini 100 baz indirimle yüzde 18’e çekmişti. Faiz indiriminin ardından piyasalarda Dolar 8,62 liradan, 8,74’e,  Euro 10,11 TL’den 10,25’e yükselmişti. Ardından gelen 21 Ekim’deki PPK toplantısında alınan kararla 200 baz puan indirilen politika faizi sonucunda Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesiyle birlikte yükselişe geçen dolar kuru, rekor kırmıştı. Karar öncesinde 9,28 olan dolar/TL’de 9,48’lik yeni zirveyi görmüştü. Aynı şekilde Euro/TL’de de 10,83’den hareketle 11,05’lik bir rekor görülmüştü.18 Kasım’da üçüncü kez 100 baz puan düşürülmüş, böylece Dolar 10,42 TL’ye,  Euro ise 11,78 TL’ye fırlamıştı. Bu rakamlarda durmayan Dolar ve Euro, TL karşısında değer kazanmaya devam ediyordu. Son günlerde gözler Merkez Bankasındaydı, “müdahale eder mi” diye, ancak 14TL’ye kadar yükselen Dolara Merkez Bankasının bir, iki cılız müdahalesi pek bir işe yaramadı ve dolar dönüp dolaşıp aynı yere gelerek yükselişine devam etti.

Eylül, Ekim ve Kasım aylarındaki faiz indirimiyle hızla yükselen döviz kurlarına ve enflasyona aldırmadan 16 Aralıkta dördüncü bir faiz indirimine gidilmesiyle piyasalarda yaşanan şoka daha vahim şoklar eklenmiş oldu. 16 Aralıktaki faiz indiriminin ardından dolar 14,4820 liradan,15,67 TL’ye,  Euro ise 16,3260 liradan 17,77’e yükseldi. Bu yazıyı kaleme aldığımız 17 Aralık günü öğlen sonlarında Dolar 17 TL’yi, Euro’da 19 TL’yi tam aşmıştı ki, Merkez Bankası müdahale etmek zorunda kaldı. Türk Lirasının yabancı paralar karşısında bu denli kan kaybetmesinin izahını isteyen vatandaşlar yetkili ağızlardan ancak: “yeni bir ekonomik modele geçiyoruz, bunun sonuçlarını da kısa zamanda göreceğiz”’den başka bir şey işitmemişlerdi. Demek ki yeni ekonomik modelde paramızın çok değersiz olması gerekiyormuş. Paramız değersiz olunca ihracatımız artacak, ithalatımız azalacak, böylece cari açık derdinden kurtulmuş olacağız. Peki, içerde yükselen enflasyonla alım gücü düşen vatandaşların hali ne olacak derseniz, ona da bir çare bulunacak elbette. İşte Merkez Bankasının faiz indirimini açıkladığı saatten bir saat sonra beklenen müjde geliyordu, asgari ücret yüzde 50,44 artırılarak 4 bin 253 TL’ye çıkartılıyordu. Bu rekor bir artıştı, ancak bu miktarın değerinin daha ele geçmeden hızlı bir şekilde eridiğini de söyleyenler olmuştu.

Yeni ekonomik düzenle ilgili ekonomi uzmanlarımızın yorumlarını dinliyorum. Bir hocamız bu yeni düzeni Merkantilizm olarak yorumluyor. Merkantilizm 16. yüzyılda Batı Avrupa‘da başlamış ekonomik bir teoridir. Türkçeye yaklaşık olarak “Ticaretçilik” olarak çevrilmesi mümkündür. Merkantilizm güçlü bir ekonomi için ihracatı en üst düzeye çıkarmak ve ithalatı en aza indirmek üzere tasarlanmış bir ekonomik politikadır. Merkantilizme göre bir milletin refahı anaparanın miktarına bağlıdır ve küresel ticaret hacmi değişmez. Ekonomik servet veya anapara devletin elinde tuttuğu, altıngümüş miktarı veya ticari değer ile temsil edilir. Merkantilizme göre, yönetim ekonomide korumacı bir rol oynamalı, dış satımı desteklemeli ve dış alımı sınırlandırmalıdır. Bu düşünce biçimi Dünya’ya ticari bir bakış açışıyla yaklaşmaktadır. Toprağa dayalı güç ve mülkiyet anlayışı reddedilir. Merkantilizmin temsil ettiği sınıf olan Burjuvazi’nin toprakla duygusal bir bağı yoktur. Toprak onun için sadece yatırım araçlarından birisidir. Gücün parada ve sermaye birikiminde olduğu savunulur. Merkantilizm günümüzde geçerli olarak Dünya’da uygulanan Kapitalizm’e giden süreci başlatmıştır. Sanayi Devriminin gerçekleşmesi ve ticaret yapan Burjuva sınıfının ortaya çıkışıyla birlikte sermaye birikimi meydana gelmiş ve bu duruma uygun olarak Merkantilizm (Ticaretçilik) adı verilen bir politik yaklaşım doğmuştur. Bu ekonomik politika eğer ülkemizde uygulanmaya başlanmışsa, sonuç olarak orta sınıf kaybolacak ve toplum patronlar ve işçiler olmak üzere iki sınıfa düşecektir. Yeni ekonomik model için “Çin modeli” tabirinin de kullanıldığını kamuoyu yetkili ağızlardan dinlemişti. Çin, Komünizmle idare edilen dünyanın en kalabalık ülkesidir. Çin’deki ucuz iş gücü nedeniyle uluslar arası sermaye bu ülkeye önemli miktarda sermaye taşıyarak yatırımlar yapmış durumdadır. Bu nedenle Çin,  ABD’den sonra dünyanın ikinci ekonomik gücü olmuş ve bu alanda ABD’yi de tehdit etmektedir.

1980 yılına kadar uygulanan ithal ikame politikasının Özal tarafından 24 Ocak 1980 karalarıyla kaldırılarak serbest piyasa ekonomisine geçmesiyle Türkiye’de taşlar yerinden oynamıştır. Asıl olarak 1945-1970 arası uygulanan, kökleri 1930’lardaki devletçilik uygulamalarına dayanan, bu iktisat politikasıyla amaç, yüksek gümrük duvarları ile korunan pazarlarda sanayiyi geliştirmektir. 2000’li yıllardan itibaren dışarıdan gelen dövizin bolluğu nedeniyle düşük seviyede tutulan kurlar, ithalatın patlamasına, ihracatın ise azalmasına neden olmuştu. Cari açığın turizm geliri ve gurbetçi parasıyla kapatıldığı bu yıllarda içeride üretim azalmış ve her alanda dışarıya bağımlı hale gelinmiştir. Türkiye şu anda yapabildiği azami ihracat oranına ulaşmıştır. Ancak ihraç edilen ürünlerin hammaddeleri ve enerji kaynakları nedeniyle dış ticarette fasit bir döngü içinde bulunmaktadır. Ülkemizin tüketiminin yüzde 70’i dışarıya bağımlı hale gelmişken, bu sorun nasıl çözülecektir?

Artan döviz kurları dış borçları da kartopu gibi katlayarak götürmektedir. Devlet ve özel sektörün toplamdaki 450 milyar dolarlık dış borcu artan kurlarla birlikte 4 trilyon TL (eski hesaba göre 4 katrilyon) civarında artmıştır. Ekonomik yönden ülkemiz çok sıkıntılı bir döneme hızla girmiştir. Artan döviz kurları ve enflasyonun nerede duracağı tahmin edilmemektedir. Bu zor dönemde dar gelirli, emekli, memur, işçi, esnaf ve çiftçinin korunması çok önemlidir. Yoksa iç barışın, huzurun ve birlik ve beraberliğin korunması çok güç olacaktır. Rabbim tüm yöneticilerimize hidayet, feraset ve basiret nasip eylesin. Bize de israftan kaçınma, kanaat ve şükür ihsan eylesin. Âmin.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Ara
13Ara
27Eyl
18Eyl

GERÇEKLERLE YÜZLEŞEBİLMEK

07Ağs