ERBAKAN’IN YOLUNDA YÜRÜMEK - Habib KARAÇORLU

ERBAKAN’IN YOLUNDA YÜRÜMEK


Önceki yazımızda Erbakan Hocamızın davasını anlamak konusunda ele aldığımız makalenin devamı ve tamamlayıcısı olarak bu yazımızda Onun yolunda yürümenin ne anlama geldiğini ve nasıl gerçekleşebileceğini bildiğimiz kadarıyla izaha çalışacağız. Türkiye siyasetine damgasını vurmuş ve çok derin izler bırakmış olan Erbakan Hocamızın siyasetteki üslup ve yöntemleri günümüzde siyaset uzmanları tarafından çokça tartışılmakta, üzerinde akademik tezler hazırlanmakta ve politik alanda herkesimden çok büyük ilgi görmektedir. Çocukluğundan itibaren sıra dışı bir hayat çizgisine sahip olan Erbakan Hoca Cenabı Allah’ın kendisine bahşettiği üstün zekâ ve yetenekleri hep müsbet yönde ve azami ölçüde kullanarak birçok başarıya imzasını atmıştır.

İnsanların hayatını ve tüm davranışlarını gerçek anlamda yönlendiren en güçlü saik inançtır. Erbakan Hoca’nın dini akidesi öylesine sağlam ve güçlü idi ki, hayatta karşılaştığı tüm engelleri ve zorlukları onunla rahat bir şekilde aşabiliyordu. İslam akidesinin esasını oluşturan sabır, tevekkül, şükür ve kanaat onda fazlasıyla mevcuttu. Akıl ve zekâsını inancıyla birleştiren Erbakan Hoca inandığı yolda sebat ve azimle yürüyerek hedeflerine ulaşmasını bilmiştir. Türkiye’nin ve İslam âleminin içinde bulunduğu her türlü şartın oluş nedenlerini ve çözüm yollarını çok iyi tahlil etmiş olan Erbakan Hoca ömrü boyunca bunları bıkıp usanmadan anlatmış ve bu yolda da göstermesi gereken cehd ve gayreti azami ölçüde sarf etmiştir.

Erbakan Hocanın yönteminde asla çatışma yoktur. Çatışma gerçek düşmanlarla yapılır, o da ancak savaş meydanında olur. Nitekim Kıbrıs’taki kardeşlerimizin düşmanın zulmünden kurtarılması için acil olarak hareket emrini vermiş ve hatta tüm adanın alındıktan sonra müzakere masasına oturulması gerektiğini savunmuştur. Dışarıda düşmanla çatışmanın gerekli olduğu durumlarda Erbakan Hoca mazlum Müslümanlara en büyük yardımı göndermiş, elinden gelen tüm desteği vermiştir. Bosna Hersek, Çeçenistan, Filistin, Afganistan ve dünyanın diğer bölgelerinde bağımsızlıkları için mücadele eden tüm mücahitlere gereken yardımlar yapılmış, ancak hiçbir zaman bu yardımlar siyasi propaganda aracı olarak kullanılmamıştır. Erbakan Hocamızın: “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım.” Sözü bu gerçeği çok güzel bir şekilde ifade etmektedir.

Erbakan Hocaya göre siyasi açıdan Türkiye’de iki çeşit insan vardır: biri Milli Görüşçü, diğeri ise Milli Görüşçü olmaya aday olan kimsedir. “Bu ülkenin insanın mayası sağlamdır” inancında olan Erbakan Hoca ülkedeki herkesle oturup konuşunca ikna edilebileceğine inandığından her zaman diyalogdan yana olmuştur. D-8 ülkelerinin altı temel esasından biri olan “Çatışma değil, Diyalog” ilkesini iç ve dış politikada Müslümanlarla ilişkilerinde sürdürmüş olan Hocamız bunda da çok başarılı olmuştur. Bu diyaloglarda takip edilen yöntem; ortak noktalarda birleşmek, ancak farklı konuları tartışmamaktır. Ortak noktaları çok güzel bir şekilde savunarak masadakini ikna etmek suretiyle yanına almayı başaran Erbakan Hoca tüm Müslümanların ve insanlığın düşmanlarıyla mücadele etmenin gayretini sürdürmüştür.

Uzun yıllardan beri İslam âleminin yaşadığı çok acı tecrübeler bize göstermiştir ki, başımıza gelen musibetlerin en büyük nedeni kendi içimizden kaynaklanmıştır ve ne de acıdır ki, kendi içimizden çıkanlar bize en büyük kötülüğü yapmışlardır. Müslümanların üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen ezeli düşmanlar önce bizi parçalayarak bölmüş, daha sonra kolayca mağlup etmişlerdir. Bu tarihi gerçekleri çok iyi bilen Erbakan Hoca hem ülkemizin hem de İslam âleminin birliği yolunda büyük bir mücadele vermiştir. İnanan insanların inançlarını rahat bir şekilde yaşaması ve saadeti için günümüzdeki en güzel yolun siyasetten geçtiğini savunarak bu yolda birçok engele takılsa da yoluna sabırla devam etmiştir. Nitekim Orta doğuda son yıllarda yaşanan IŞİD gibi radikal silahlı hareketlerin Müslümanların başına ne büyük bela ve musibetler açtığı gün gibi aşikârdır. İslami hareketleri çeşitli ajanlar ve yöntemlerle terörize etmeyi çok iyi başaran küresel emperyalistlere fırsat verilmemesi için İslami alanda yapılacak en güzel mücadelenin meşru ve legal yöntemlerle yapılması gerektiğinin en güzel örneği Milli Görüş Hareketidir. 1960’lı yılların sonlarında başlayarak 1970’li yıllarda tırmanan sağ-sol çatışmalarından kendi gençliğini uzak tutmak için azami gayret gösteren Erbakan Hoca, bunun bir oyun olduğunu, aslında devletin ülkede asayişi ve güvenliği sağlamak içim yeterli gücünün olduğunu belirtmiştir. Nitekim 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle bir anda anarşi,  bıçakla kesilir gibi ortadan kalkmıştır. Vatan, devlet ve millet ülküsüyle canını veren beş bin kişi ile cezaevlerinde gençliklerini kaybeden binlerce kişinin ne uğrunda bu yolda harcandığı gerçeği yıllar sonra anlaşılabilmiş, Erbakan Hoca haklı çıkmıştır. Türkiye’yi çeşitli kamplara bölmek, kutuplara ayırmak ve çatıştırmak projesinden asla vazgeçmeyen ezeli düşmanlar kırk yıla yakın bir süredir devam eden terör hadiselerinde de aynı oyunları oynayarak ateşe benzinle koşanları desteklemiş, yangını söndürmek isteyenleri ise engellemeye çalışmışlardır.

Erbakan Hoca hayatı boyunca kendisine örnek ve rehber olarak Hazreti Peygamber (S.A.V.)’i seçmiş ve O’nun yolundan yürümeye gayret etmiştir. Bu konuda Osmanlı’nın son dönem âlim ve mutasavvıflarından olan Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin eseri Râmûzü’l-ehâdîs adlı hadis kitabındaki 7103 hadisin tamamını hocalarının önünde diz çökerek öğrenmiş ve hayatına uygulamıştır. Dünya meselelerine ve siyasi olaylara Kur’an ve Sünnet zaviyesinden bakarak çözüm yolları üreten Erbakan Hoca, iyi niyet (hüsnü zan), iyiliği tercih etme, hoşgörü ve af, şefkat ve merhamet, iyiliği emredip kötülükten uzaklaştırma (hayra motor, şerre fren) gibi üstün ahlak ve erdemlerle hareket ederek düşmanlarının bile takdirini kazanmıştır. 28Şubat sürecinde kendisine ve partisine yapılan haksızlıkları sabır ve metanetle karşılamış, sokağa dökülmek ve terörize edilmek istenen dava kitlesini uyarmış ve kontrol altında tutmuştur. Mısır’da İhvan-ı Müslimin mensuplarına ve merhum Mursi’ye yapılan zulümleri 28 Şubat sürecinde ülkemizdeki Müslümanlara da uygulamanın planlarını yapanların oyunlarını bozarak heveslerini kursaklarında bırakmıştır. İnsanların can, mal, namus, akıl ve dinlerinin korunması her zaman devletin varlık sebebi ve en önemli görevidir, Erbakan Hoca da bu konuda gereken hassasiyeti göstererek ne denli büyük bir devlet adamı olduğunu ispat etmiştir. İslam’da esas olan amaç öldürmek değil yaşatmaktır. Kaybedilen şey ne olursa olsun geri alınabilir ancak kaybedilen can asla geri getirilemez.

Erbakan Hoca hem ülkede hem de dünyada barışın hâkim olması, insanların huzur içerisinde, müreffeh ve mutlu bir hayat sürmeleri için davasını tüm dünyaya taşımış ve bu yolda epey mesafe kat etmiştir. Yolu bir şekilde İslam ülkelerine düşenlerimiz oralarda Erbakan Hocanın ne derecede tanındığına ve sevildiğine şahit olmuşlardır. Bir yıl gibi çok kısa süren iktidarında Müslümanların birlikteliğini sağlamak için çaba sarf ederek ve ağır bedeller ödeyerek kurduğu D-8  (Developing 8 Countries: Kalkınan 8 Ülke) ekonomik organizasyonunun temel ilkeleri olan: 1-Savaş değil, barış, 2-Çatışma değil, Diyalog, 3-Çifte standart değil, Adalet, 4-Üstünlük değil, Eşitlik, 4-Sömürü değil, Adil düzen, 5-Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, hürriyet ve demokrasi hayata geçirilmiş olsa idi, o tarihten bugüne kadar ne İslam coğrafyasında yüz binlerce Müslüman canını kaybetmiş olacak, ne de Müslümanlar böylesine darmadağınık ve bu kadar perişan olacaklardı.  Ne yazık ki, “reel politika yapacağız” yani akıllı davranacağız, Batı emperyalizminin mutlak gücünü ve üstünlüğünü kabul ederek onların yörüngesinde dönerek ve peşinden giderek meseleleri çözebileceğiz iddiası,  Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afganistan’da, Yemen’de, Arakan’da ve diğer mazlum coğrafyalarda akıtılan Müslüman kanlarına, kirletilen namuslara, yıkılıp yakılan beldelere engel olamamıştır. Çünkü kendilerini medeni diye gösteren Batı dünyasının ne denli vahşi bir canavar olduğunu ecdadımız Balkan savaşlarında ve I.Dünya savaşında görmüştür. Erbakan Hoca: “Denenmiş denenmez” demişti, Batıyı bin sefer denesek de sonuç değişmeyecektir. Çünkü Hıristiyan ve Yahudiler asla Müslümanları sevmezler ve samimi olanlarını kendileri için tehlikeli görürler. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz buyurmaktadır: “Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: "Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur." Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır.” Bu ayet-i kerime tefsirine ihtiyaç duyulmayacak kadar açık ve anlaşılır bir ifadeye sahiptir. Hıristiyan ve Yahudiler bugün ittifak halinde hem dünyaya hem de Müslümanlara büyük kötülükler yapmaktadırlar. Onlar asla bize dost olamazlar. Erbakan Hoca:” Ayıdan post, gâvurdan dost olmaz.” Gerçeğini defalarca ifade etmiştir. Bu ezeli düşmanlarla ticaret yapılsa da dış ilişkiler kurulsa da dostluk ve ittifak kurulamaz. Kurulursa işte böyle başımız beladan kurtulamaz. 27 Mayıs, 12 Mart,12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi hain ve yıkıcı darbelerin arkasındaki asıl güç bu sözde dost ve müttefikler değil midir?

Erbakan Hoca’nın yolu net ve aydınlıktır: “Yeni Bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “”Yeni Bir Dünya”. Unutulmaması gereken en büyük hakikat şudur ki: dünya hayatı geçicidir, dünya imtihan yeridir, insan kulluk için yaratılmıştır, esas gaye ahreti, ebedi hayatı kazanmak olmalıdır ve bunun içindir ki.” Hayat iman ve cihaddır.”Ayrıca: ”Zaferden değil seferden sorumluyuz.”  İşte özetle Erbakan Hocanın yolu, bu yoldur. Rabbim bu yolda sebatla yürümeyi, zorluklara sabretmeyi, imtihanı kazanmayı ve ahrette Hazreti Peygamber (S.A.V.)’in sancağı altında Erbakan Hocamızla birlikte toplanmayı ve cennetinde buluşmayı nasip eylesin. Âmin.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Eyl
18Eyl

GERÇEKLERLE YÜZLEŞEBİLMEK

07Ağs
31Tem

Kıyamete Sürüklenen Dünya

26Tem

Afet ve Felaketler Ne Anlatıyor