TÜRKİYE SİYASETİNDE DERİN PATİNAJLAR – 8


Ülkemizde siyasi tartışmaların alabildiğine alevlendiği bugünlerde bazı iktidar ve muhalefet mensuplarının halkın sorunlarını gündeme almak yerine kısır tartışmanın dozunu giderek artırmaya devam ettiklerini hayretle izlemekteyiz. Bu minvalde demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilen siyasi partilerin sayısının da giderek arttığını ve son olarak ülkemizde 104 siyasi partinin resmi olarak varlığını sürdürdüğünü de görmekteyiz. Son olarak Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin de partisinden istifa ederek yeni bir parti kurma hazırlığında olduğu bilinmektedir. Demokrasi ile yönetilen tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bazıları siyaseti ikbal, makam, şöhret aracı ve çıkar kapısı olarak görüp bu şekilde gerek parti içerisindeki ve gerekse muhalif partilerdeki rakiplerini saf dışı bırakmak için çeşitli tezgâhlar ve oyunlar hazırlamak suretiyle koltuklarını korumaya veya yeni mevziler kazanmaya çalışmaktadırlar.

Tarihi süreç içerisinde devlet yönetimi kadrolarını ele geçirmek, makam kapmak veya bulunduğu makamı korumak için muhteris kişilerin verdikleri mücadelelere, düzenledikleri komplolara, suikastlara ve oyunlara çokça rastlamaktayız. Üçüncü Reşid Halife Hazreti Osman(R.A.) döneminde yakılan fitne ateşi hem onun, hem kendisinden sonra gelen dördüncü Reşid Halife Hazreti Ali (R.A.) ve oğulları Hazreti Hasan (R.A.) ve Hazreti Hüseyin (R.A.)’nin şehit edilmesiyle daha da alevlenmiş ve böylece bu fitne ateşi İslam dünyasında günümüze kadar süren ayrılıklara ve çatışmalara neden olmuştur. İslam düşmanlarının çokça kullandığı bu ayrılık ve nifak tohumları uygun zeminlerde defalarca ekilerek İslam coğrafyasının mümbit arazisini verimsiz hale getirmiştir.

Yukarıda izaha çalıştığımız tarihi gerçekler ışığında Türkiye’deki siyasi hayatı derinden etkileyen ve gelecekte de izleri kolayca silinmeyecek tarihi meseleleri ele almaya devam edeceğiz. Son olarak ele aldığımız 1925 yılında meydana gelen Şeyh Sait isyanının o dönemin siyasi hayatına etkilerine kısaca değinmiş, bu olay nedeniyle Cumhuriyet Halk Fırkasının ilk siyasi rakibi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatıldığını belirtmiştik. Aynı zamanda muhalif basın da susturulmuş İstanbul’da neşredilen Tevhid-i Efkâr, İstiklal, Son Telgraf ve Tanin gibi gazeteler ile Sebilürreşad adlı dergi de kapatılmıştır.

Şeyh Said isyanın ülke yönetimine siyasi etkileri uzun süre devam eder. Bu isyan neden gösterilerek eski döneme ait uygulamalara, yaşantılara ve geleneklere yapılan inkılâplarla son verilir.  Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925'teki Kastamonu nutkunda: "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır." sözleriyle tüm yurtta tekke ve zaviyelerin kapatılacağının işaretini verdi. Cumhurbaşkanı Ankara’ya döner dönmez bu konuda bir hükümet kararnamesi yayımlandı. 2 Eylül 1925 tarihli kararname ile tekke ve zaviyelerin kapatılması kararı alındı. Daha sonra ceza yaptırımı içeren bu konudaki kanun, Refik Bey ve arkadaşlarının hazırladığı 677 sayılı kanun teklifi 30 Kasım 1925 günü mecliste tartışılması sonucu kabul edilerek yürürlüğe girdi. İnkılâp kanunu olarak bilinen bu kanunun metni şöyledir: Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; bütün tarikatlarla birlikte şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır. Ayrıca kanun ile Türkiye Cumhuriyeti içinde padişahlara ait ya da bir tarikata çıkar sağlamaya yönelik tüm türbeler kapatılmış, türbedarlıklar kaldırılmıştır. Kanuna aykırı davrananlara para ve hapis cezası getirilmiştir. Bu kanun, 1982 anayasasında "İnkılâp kanunları" (anayasanın 174. maddesine göre anayasaya aykırılığı iddia edilip iptal edilemeyecek kanunlar) arasında kabul edilerek koruma altına alınmıştır. Bu kanundan başka diğer inkılâp kanunları olarak kabul edilen; 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu,  Şapka İktisası (giyilmesi) Hakkında Kanun,  743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü,  1288 sayılı Beynelmilel Erkam (rakamlar) ın Kabulü Hakkında Kanun; 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunlar anayasanın koruması altına alınmıştır, bu kanunların halk oylamasıyla veya herhangi bir şekilde değiştirilmeleri veya kaldırımları ana yasaya aykırı görülmüştür.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının ardından 25 Kasım 1925 tarihinde şapka iktisası (giyilmesi) hakkında kanun mecliste kabul edildi. 16 Ekim 1925'te Konya milletvekili Refik bey ve arkadaşları, şapka giyilmesi ile ilgili kanun teklifini meclise sundu. Teklif, 25 Ekim'de mecliste görüşülmeye başlandı. Kanun gerekçesinde sarık ve fesin geri kalmışlığı sembolize ettiği, bu yüzden değiştirilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Bursa milletvekili Nureddin Paşa'nın, bu yasanın anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek önerinin geri alınmasını istemesi, mecliste sert tartışmalar yaşanmasına sebep oldu. Toplumun kılık ve kıyafetinin kanunlarla belirlenemeyeceğini ileri sürenlerin yanı sıra, bu kanunun din-devlet işlerinin ayrılmasını kolaylaştıracağını ileri sürenler vardı. Sadece Nureddin paşa ve Ergani milletvekili İhsan bey'in aleyhte oy kullandığı oylama sonucunda kanun, meclisten geçti

Şapka Kanunu, çeşitli Anadolu illerinde protestolara neden oldu. Kanunun kabul edildiği gün Erzurum'da protesto gösterileri oldu ve bu ilde bir ay sıkıyönetim ilan edildi. Tutuklananlardan 13 kişi idama mahkûm oldu.  24-25 Kasım tarihlerinde Kayseri'de Şeyh Ahmet Efendi ve dört arkadaşının yönlendirmesi ile büyük bir yürüyüş yapıldı, 300 kişi tutuklandı. Şeyh Ahmet Efendi ve dört arkadaşı İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak idama mahkûm edildi. 25 Kasım günü Sivas'ta duvarlara şapka aleyhine afiş ve bildiri asılması nedeniyle şehrin bütün muhtarları tutuklandı; suçsuzluğu anlaşılanlar beraat etti; ulemadan İmam zade Mehmet Necati Efendi ile Abdurrahman Efendi idama mahkûm edildi. Rize'nin Güneysu bölgesindeki Merkez Camii imamı Hacı Sabit Civelek "Şayet babanız başına şapka taksa katli vaciptir onu vuracaksın ve annen dul ise onu sırtına alıp getireceksin" sözleriyle bölgedeki isyanı başlattı. İsyancıların Rize merkeze doğru yürüyüşe geçmesiyle Ziya Hurşit durumu telgrafla Ankara'ya bildirdi. Bunun üzerine Hamidiye kruvazörü gözdağı vermek için Rize'ye geldi. Kruvazörün kente gelmesiyle çoğu isyancı teslim oldu ve on gün kadar süren olaylar sonucu 143 kişi tutuklandı. Tutuklananlardan 8 tanesi idam edildi. 8 kişiden 3'ü Tan Otel'in önünde, 3'ü belediye parkında ve 2'si iskelenin başında asıldı. Onlarca tutuklunun Adana ve Sinop'ta hapsedilmesine karar verildi. Maraş'ta ise Camii-i Kebir etrafında toplanıp "Şapka istemeyiz" diye bağıranlar tutuklandı, 5 kişi idama mahkûm oldu. İstanbul'da özellikle Fatih semtinde yaptıkları konuşmalarla halkı isyana teşvikle suçlanan çok sayıda kişi tutuklandı ve sanıklar Ankara'da yargılandı. Şapka Kanunun mazlumlarından biri de İskilipli Atıf Hoca olmuştu. 1924 yılında yazdığı Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı eseri gerekçe gösterilerek Şapka kanununa muhalefet ettiği iddiasıyla Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından yargılandı ve idam mahkûm edildi. 4 Şubat 1926’da Ankara’da eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı’nda Babaeski müftüsü Ali Rızâ Efendi ile beraber idam edildi

Şapka Kanunu bu kadar ağır bedeller ödetilerek yürürlüğe konulmasına rağmen 1965 yılında çıkartılan Devlet Memurları Kanununda: “devlet memurlarının başları açık olur ” ifadesiyle çelişmekte olup, bazılarına göre asıl amacın halkın sarık ve fes kullanmasının yasaklanması şeklinde olduğu ve bu amaç gerçekleştiği için günümüzde kanunun fiilen uygulanmadığını söylerler.

Yakın tarihimizi iyi bir şekilde anlama ve tanımanın günümüz siyasi ve toplumsal meselelerinin tahlil ve teşhisinde ne denli önemli olduğunu bir kez daha vurgulamakla birlikte siz değerli okurlarımın gösterdiği teveccüh nedeniyle inşallah gelecek yazımızda konumuza kaldığımız yerden devam etmek niyazı ile Yüce Rabbimizden milletimiz, devletimiz ve güzel yurdumuz için esenlikler ve rahmetler dilerim. Amin.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI